Reflü ve Gastrit Belirtileri Nelerdir?
Reflü ve gastrit; mide yanması, ağza acı su gelmesi, şişkinlik, hazımsızlık, bulantı ve üst karın ağrısı gibi belirtilerle...
Hasta bilgilendirme amaçlı sağlık rehberi yazısı.
Kolesterol yüksekliği çoğu zaman belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerler ve genellikle rutin kan tahlillerinde fark edilir. Yüksek LDL, trigliserid artışı ve düşük HDL; diyabet, hipertansiyon, obezite ve kalp-damar hastalıklarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Adana’da kolesterol yüksekliği ve dahiliye muayenesi için Doç. Dr. Mehmet Bankir’e başvurabilirsiniz.
Kolesterol, vücudun normal işleyişi için ihtiyaç duyduğu yağ benzeri bir maddedir. Hücre zarının yapısında, bazı hormonların üretiminde ve safra asitlerinin oluşumunda görev alır.
Bu nedenle kolesterolün kendisi tamamen zararlı değildir. Asıl sorun, kandaki bazı kolesterol ve yağ değerlerinin olması gerekenden yüksek seyretmesidir.
Kolesterol kanda tek başına dolaşmaz. Lipoprotein adı verilen taşıyıcı yapılarla taşınır. Kan tahlillerinde en sık karşılaşılan değerler şunlardır:
Bu değerlerin her biri farklı anlam taşır. Sonuçların yalnızca tek bir rakama bakılarak değil, hastanın yaşı, tansiyonu, kan şekeri, kilosu, sigara kullanımı ve aile öyküsüyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Kolesterol yüksekliği çoğu zaman doğrudan belirti vermez. Kişi kendini sağlıklı hissederken LDL veya trigliserid değerleri yüksek olabilir. Bu nedenle kolesterol yüksekliği genellikle kan testiyle saptanır.
Baş ağrısı, ense ağrısı, halsizlik, baş dönmesi veya çarpıntı gibi şikâyetler halk arasında doğrudan kolesterole bağlanabilir. Ancak bu belirtiler kolesterol yüksekliğine özgü değildir.
Kolesterol yüksekliği yıllar içinde damar duvarlarında birikime katkıda bulunduğunda, ortaya çıkan damar hastalığına göre şikâyetler gelişebilir. Örneğin kalbi besleyen damarlarda daralma varsa göğüs ağrısı, bacak damarlarında sorun varsa yürürken bacak ağrısı görülebilir. Bu belirtiler artık yalnızca kolesterol yüksekliğini değil, gelişmiş olabilecek damar hastalığını düşündürür.
Kandaki LDL yüksekliği, başlangıçta kişinin günlük hayatında hissedebileceği belirgin bir değişiklik oluşturmayabilir. Damar duvarında birikim yavaş geliştiği için kişi uzun süre hiçbir şikâyet yaşamadan hayatına devam edebilir.
Bu nedenle kolesterol yüksekliği bazen ancak şu durumlarda fark edilir:
Belirti olmaması, kolesterol değerlerinin normal olduğu anlamına gelmez. Düzenli ölçüm bu nedenle önemlidir.
LDL, halk arasında “kötü kolesterol” olarak bilinir. Bunun nedeni, yüksek LDL düzeylerinin damar duvarında kolesterol birikimine katkıda bulunabilmesidir.
Zaman içinde bu birikimler plak adı verilen yapılara dönüşebilir. Plaklar büyüdükçe damarların iç kısmı daralabilir ve kan akışı etkilenebilir. LDL yüksekliği; kalp krizi, felç ve periferik damar hastalığı riskinin değerlendirilmesinde önemli bir parametredir.
LDL hedefi herkes için aynı değildir. Daha önce kalp krizi geçirmiş bir hastayla genç ve ek hastalığı olmayan bir kişinin hedef değeri farklı olabilir. Bu nedenle LDL sonucu kişisel risk durumuna göre yorumlanmalıdır.
HDL, halk arasında “iyi kolesterol” olarak bilinir. HDL, kolesterolün damarlardan karaciğere taşınmasına yardımcı olan koruyucu mekanizmaların bir parçasıdır.
Düşük HDL değeri özellikle yüksek trigliserid, diyabet, fazla kilo ve hareketsiz yaşamla birlikte görüldüğünde kalp-damar riski açısından önem taşıyabilir.
Ancak yalnızca HDL’yi yükseltmeye odaklanmak yeterli değildir. LDL, trigliserid, tansiyon, kan şekeri, sigara kullanımı ve genel yaşam tarzı birlikte ele alınmalıdır.
Trigliserid, vücudun enerji depolama biçimlerinden biridir. Yemeklerle alınan ve hemen kullanılmayan fazla enerji trigliserid olarak depolanabilir.
Trigliserid yüksekliği şu durumlarla ilişkili olabilir:
Yüksek trigliserid ile düşük HDL’nin birlikte bulunması metabolik risk açısından önemlidir. Bu tablo insülin direnci, obezite ve diyabetle birlikte değerlendirilebilir.
Total kolesterol, kandaki farklı kolesterol taşıyıcılarının toplamını yansıtan genel bir değerdir. Ancak total kolesterolün tek başına yüksek veya normal olması yeterli bilgi vermez.
Örneğin total kolesterol yüksek olabilir ancak bunun ne kadarının LDL, ne kadarının HDL olduğu bilinmeden doğru yorum yapılamaz. Benzer şekilde total kolesterol normal görünürken LDL yüksekliği veya HDL düşüklüğü bulunabilir.
Bu nedenle değerlendirmede şu değerler birlikte incelenmelidir:
Kolesterol yüksekliğinin tek bir nedeni yoktur. Genetik yatkınlık, beslenme, kilo, fiziksel aktivite, bazı hastalıklar ve ilaçlar birlikte etkili olabilir.
Başlıca nedenler şunlardır:
Aile öyküsü, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve sigara kullanımı kolesterol riskini artırabilen önemli faktörler arasındadır.
Bazı kişiler sağlıklı beslense ve fazla kilosu olmasa bile genetik nedenlerle çok yüksek LDL değerlerine sahip olabilir. Bu durum ailesel hiperkolesterolemi olarak adlandırılır.
Şu durumlarda genetik kolesterol yüksekliği düşünülmelidir:
Ailesel hiperkolesterolemi erken fark edilmediğinde genç yaşta kalp-damar hastalığı riskini artırabilir.
Kolesterol yüksekliği çoğu kişide ciltte belirti oluşturmaz. Ancak özellikle genetik olarak çok yüksek kolesterol düzeyleri bulunan bazı kişilerde cilt altında yağ birikimleri görülebilir.
Bu birikimler en sık:
ortaya çıkabilir.
Ayrıca gözün renkli kısmının çevresinde gri-beyaz bir halka görülebilir. İleri yaşlarda bu görünüm yaşa bağlı olabileceği gibi genç yaşta ortaya çıktığında yüksek kolesterol açısından değerlendirme gerekebilir.
Kolesterol yüksekliği doğrudan ve tipik olarak baş ağrısı yapan bir durum değildir. Baş ağrısı yaşayan bir kişide yalnızca kolesterol değerine bakarak neden belirlemek doğru olmaz.
Baş ağrısı şu durumlarla ilişkili olabilir:
Kolesterol yüksekliği ile yüksek tansiyon aynı kişide birlikte bulunabilir. Bu nedenle baş ağrısı olan ve metabolik riski bulunan kişilerde tansiyon, kan şekeri ve diğer dahili nedenler birlikte değerlendirilmelidir.
Kolesterol yüksekliği tek başına genellikle halsizlik oluşturmaz. Halsizlik varsa demir eksikliği, B12 veya D vitamini eksikliği, tiroid hastalığı, diyabet, uyku düzensizliği ve kronik hastalıklar gibi nedenler araştırılmalıdır.
Ancak yüksek kolesterol; obezite, karaciğer yağlanması, diyabet ve hareketsiz yaşamla birlikteyse kişi genel olarak enerji düşüklüğü ve çabuk yorulma yaşayabilir. Bu durumda halsizliği tek başına kolesterole bağlamak yerine bütün metabolik tablo değerlendirilmelidir.
LDL kolesterol damar duvarında birikmeye başladığında zaman içinde plak oluşumuna katkıda bulunabilir. Bu süreç damar sertliği olarak bilinir.
Damar sertliği ilerlediğinde:
gibi ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir.
Kolesterol yüksekliğinin önemli olmasının temel nedeni, uzun vadede kalp ve damar sağlığı üzerindeki bu etkisidir.
Tip 2 diyabeti olan kişilerde kolesterol ve trigliserid dengesizlikleri daha sık görülebilir. Özellikle trigliserid yüksekliği ve HDL düşüklüğü diyabetle birlikte ortaya çıkabilir.
Diyabet damar duvarını etkileyebildiği için kolesterol yüksekliğiyle birlikte olduğunda kalp-damar riski daha da artabilir. Bu nedenle diyabet takibinde yalnızca kan şekeri değil, LDL, HDL ve trigliserid değerleri de düzenli değerlendirilmelidir.
Yüksek tansiyon damar duvarı üzerinde basınç oluştururken yüksek LDL damar içinde plak gelişimine katkıda bulunabilir. Bu iki durum bir arada olduğunda kalp-damar riski artabilir.
Bu nedenle hipertansiyonu olan hastalarda kolesterol değerlerinin bilinmesi önemlidir. Aynı şekilde kolesterol yüksekliği bulunan kişilerde de tansiyon ölçümü ve genel risk değerlendirmesi yapılmalıdır.
Karaciğer yağlanması, trigliserid yüksekliği, insülin direnci ve obezite sık şekilde bir arada görülebilir.
Ultrason sonucunda karaciğer yağlanması bulunan bir hastada şu değerler birlikte değerlendirilmelidir:
Bu tablo yalnızca karaciğerle sınırlı bir sorun olmayabilir; genel metabolik dengenin bozulduğunu gösterebilir.
Kolesterol düzeyleri kan testiyle ölçülür. Lipid profili olarak adlandırılan testte genellikle total kolesterol, LDL, HDL ve trigliserid değerlendirilir.
Bazı testlerde açlık gerekebilir, bazı durumlarda açlık olmadan da ölçüm yapılabilir. Özellikle trigliserid değerlendirmesinde doktorun önerdiği hazırlık koşullarına uyulması önemlidir.
Kan sonucunun doğru yorumlanabilmesi için şu bilgiler de dikkate alınır:
Kolesterol yüksekliği tanısı, kan testiyle birlikte tıbbi öykü ve genel risk değerlendirmesi üzerinden konur.
Kolesterol için herkesin uyması gereken tek bir hedef değer bulunmaz. Özellikle LDL hedefi kişinin kalp-damar riskine göre belirlenir.
Örneğin şu hastalarda daha düşük LDL hedefleri gerekebilir:
Bu nedenle laboratuvar sonucundaki referans aralığına bakmak tek başına yeterli değildir. Kişisel hedef, doktor değerlendirmesiyle belirlenmelidir.
Kolesterol yönetimi kişiye göre planlanır. Bazı kişilerde yaşam tarzı düzenlemeleri yeterli olabilirken, bazı hastalarda ilaç tedavisi gerekebilir.
Genel olarak şu adımlar önemlidir:
Kolesterolü düşürmek için uygulanan beslenme planının sürdürülebilir olması önemlidir. Aşırı kısıtlayıcı ve yüksek doymuş yağ içeren diyetler bazı kişilerde LDL düzeyini olumsuz etkileyebilir.
Her kolesterol yüksekliğinde ilaç başlanması gerekmez. Tedavi kararı yalnızca kolesterol değerine göre değil, kişinin toplam kalp-damar riskine göre verilir.
İlaç tedavisini etkileyen başlıca faktörler şunlardır:
Kolesterol ilacı başlanmışsa doktor önerisi olmadan bırakılmamalıdır. Değerlerin düşmesi, tedavinin işe yaradığını gösterebilir; hastalığın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Aşağıdaki durumlardan biri varsa dahiliye değerlendirmesi uygun olur:
Kolesterol yüksekliğinde amaç yalnızca laboratuvar değerini düşürmek değil, uzun vadeli kalp-damar riskini azaltmaktır.
Adana’da LDL yüksekliği, trigliserid artışı, HDL düşüklüğü veya total kolesterol yüksekliği bulunan hastalar için dahiliye muayenesi önemlidir.
Doç. Dr. Mehmet Bankir, Adana’da kolesterol yüksekliği, diyabet, hipertansiyon, insülin direnci, obezite, karaciğer yağlanması ve tiroid hastalıkları gibi metabolik sorunların birlikte değerlendirilmesi konusunda hasta takibi yapmaktadır.
Kolesterol değerlendirmesinde yalnızca tek bir kan değerine bakılmaz. Hastanın yaşı, kilosu, tansiyonu, kan şekeri, aile öyküsü, sigara kullanımı ve mevcut hastalıkları birlikte ele alınarak kişiye özel takip planı oluşturulur.
Kolesterol, vücudun normal işleyişi için ihtiyaç duyduğu yağ benzeri bir maddedir. Hücre zarının yapısında, bazı hormonların üretiminde ve safra asitlerinin oluşumunda görev alır.
Kolesterol yüksekliği çoğu zaman doğrudan belirti vermez. Kişi kendini sağlıklı hissederken LDL veya trigliserid değerleri yüksek olabilir. Bu nedenle kolesterol yüksekliği genellikle kan testiyle saptanır.
Kandaki LDL yüksekliği, başlangıçta kişinin günlük hayatında hissedebileceği belirgin bir değişiklik oluşturmayabilir. Damar duvarında birikim yavaş geliştiği için kişi uzun süre hiçbir şikâyet yaşamadan hayatına devam edebilir.
LDL, halk arasında “kötü kolesterol” olarak bilinir. Bunun nedeni, yüksek LDL düzeylerinin damar duvarında kolesterol birikimine katkıda bulunabilmesidir.
HDL, halk arasında “iyi kolesterol” olarak bilinir. HDL, kolesterolün damarlardan karaciğere taşınmasına yardımcı olan koruyucu mekanizmaların bir parçasıdır.
Trigliserid, vücudun enerji depolama biçimlerinden biridir. Yemeklerle alınan ve hemen kullanılmayan fazla enerji trigliserid olarak depolanabilir.
Reflü ve gastrit; mide yanması, ağza acı su gelmesi, şişkinlik, hazımsızlık, bulantı ve üst karın ağrısı gibi belirtilerle...
B12 eksikliği; halsizlik, unutkanlık, dikkat dağınıklığı, baş dönmesi, el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve denge sorunlarıyla kendini gösterebilir....
Halsizlik; demir eksikliği, B12 ve D vitamini eksikliği, tiroid hastalıkları, diyabet, karaciğer yağlanması, uyku bozuklukları, stres ve kronik...